|
Devletimizin Anayasada ifade edilen
sosyal bir hukuk devleti olması özelliği gereği, gelir
dağılımındaki dengesizliklerin giderilmesine ve yoksul
kesimlerin desteklenmesine yönelik sosyal politikalar, toplumsal
dayanışmanın güçlendirilmesi ve sosyal barışın korunması
açısından büyük önem arz etmektedir.
Bu gerekçeden hareketle, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı
Teşvik Fonunun kuruluşunu teşkil eden 3294 Sayılı Kanunun amacı;
Fakru zaruret içinde ve muhtaç durumda
bulunan vatandaşlar ile her ne suretle olursa olsun Türkiye’ye
kabul edilmiş veya gelmiş kişilere yardım etmek,
Sosyal adaleti pekiştirici tedbirler alarak
gelir dağılımının adilane bir şekilde tevzi edilmesini sağlamak,
Sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik
etmektir.
Böylece, SYDTF, eğitim, sağlık ve diğer
sosyal yardımların etkin bir şekilde yürütülmesine katkı
sağlayacak sosyal politikalar oluşturmayı, bunları uygulamaya
geçirerek yoksullukla mücadele etmeyi ve toplumumuzda var olan
yoksulluğun kuşaklararası transferini engellemeyi
hedeflemektedir.
Fonun kuruluşundan itibaren muhtaç
vatandaşlara sağlanan sosyal yardımların yanı sıra, 2002
yılından bu yana uygulanmaya başlanan mesleki eğitim ve istihdam
projeleri ile de yoksul ve yardıma muhtaç vatandaşlar pasif,
yardım bekler durumdan; aktif, katılımcı ve kendi kendine
yeterli duruma getirilerek gelir dağılımındaki adaletsizlikler
giderilmeye çalışılmaktadır.
Fonun, Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışma Genel Müdürlüğü (SYDGM) adı altında kurumsallaşması
ile de sosyal yardımlaşma alanında faaliyet gösteren kamu kurum
ve kuruluşları, dernekler, vakıflar ve uluslararası kuruluşlarla
işbirliğinin en üst düzeye çıkartılarak, katılımcı bir
yaklaşımla yoksulluğun azaltılması için kalıcı programların
geliştirilmesi hedeflenmektedir.
Genel Müdürlükçe 2005 yılında envanter ve
veri tabanı çalışmalarına ağırlık verilerek, gelecekte primsiz
sistem altında yer alacak vatandaşların koruma şemsiyesi altına
alınması planlanmaktadır.
Genel Müdürlük olarak temel hedefimiz,
beşeri sermayenin korunması ve gelişimi ile birlikte yoksulluğu
bir kader olmaktan çıkarıp, yoksulluğun olmadığı bir toplumda
hep beraber dayanışma ve paylaşım yoluyla yaşayabilmektir.
SOSYAL
YARDIMLAR VE DEVLET
Sosyal yardım, toplum örgütlenmesiyle
doğrudan ilintili olarak ortaya çıkan “yoksunlaşma” olgusunun
hafifletilmesine, geciktirilmesine, geçici olarak giderilmesine
karşı insani bir hizmet alanıdır. Sosyal yardım, mutlak anlamda
insani bir olgudur. Onu harekete geçiren bizatihi insanın
varlığıdır. Toplum, sosyal yardım olgusuna gerekli sorumlulukla
yaklaşmadığı takdirde, ödeyeceği maliyet çok daha büyük
olmaktadır.
İnsani yaşam, ancak insanın
yoksunluklarının ortadan kaldırılması ile mümkün olabilecektir.
Sosyal yardım, hizmet sunumunda mutlak insani yoksunluğu
önceleyerek, göreli yoksunluğa doğru bir açılım sunmaktadır.
Toplumsal yapının en çok mağdur ettiği insan kitlesi sosyal
yardım hizmetlerinin önceliğini oluşturmaktadır. Dolayısıyla,
sosyal yardım hizmetleri ihtiyarilikten, popülizmden,
partizanlıktan uzak hizmetlerdir.
En geniş anlamı ile “sosyal yardım”,
yerel ölçüler içinde asgari seviyede dahi kendisini ve bakmakla
yükümlü olduğu kişileri geçindirme olanağından kendi ellerinde
olmayan nedenlerden dolayı yoksun kalmış kişilere, resmi
kuruluşlar veya kanunların verdiği yetkiye dayanarak yarı resmi
veya gönüllü kuruluşlarca muhtaçlık tespitine ve kontrolüne
dayalı olarak yapılan ve kişileri en kısa sürede kendi
kendilerine yetecek hale getirmek amacını taşıyan, parasal ve
nesnel sosyal gelirden oluşan bir sosyal güvenlik yöntemi ve bir
sosyal hizmet alanıdır.
Günümüzde yoksunluk, insani yoksunluğun
oluşmasında en belirleyici faktör olması nedeniyle, sosyal
yardım hizmetlerinin odaklandığı temel sorun olmaktadır.
Dolayısıyla, sosyal yardım hizmetleri, yoksulluğun temel
belirleyici olduğu bir alanda hizmet üretmek durumundadır.
Gelişmiş ülkelerde nüfusun tamamı sosyal
güvenlik şemsiyesi altındadır. Bu ülkelerde de mutlak yoksunluk
önemli bir sorun olmaya başladığı için gelişmiş ülkeler konuya
ciddiyetle yaklaşmakta, sosyal yardım hizmetlerini sosyal
politikalarının önemli bir aracı olarak görmektedirler. Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası’nda “Sosyal Devlet” ilkesi oldukça
ayrıntılı bir biçimde düzenlenmiş ve değiştirilmez kılınmıştır.
Devletin rolü, piyasaların daha verimli
ve adil bir şekilde rekabet etmesini sağlamak, adalet, savunma,
güvenlik gibi hizmetleri yürütmekle sınırlı değildir. Sosyal
Devlet olmanın gereği, aynı zamanda, beşeri sermayenin en
değerli kaynağı olduğunun farkında olarak, eğitim, sağlık,
sosyal güvenlik, konut edindirme ve sosyal hizmet alanlarının en
verimli şekilde yürütülmesi için makro politikalar oluşturmak,
onları hızlı ve etkili bir şekilde hayata geçirmek ve
yoksullukla mücadele etmektir.
Küreselleşen dünyanın getirdiği
değişikliklere uyum sağlama ve kamu yönetiminde yeniden
yapılanma ihtiyacının en temel bileşenlerinden biri, sosyal
politikalara özel önem verilmesi gereğidir. Özellikle
yaşanan krizlerle yıpranan ve ekonominin temel taşı olan insan
kaynağının iyileştirilmesi,ülkemizin kalkınmasının önündeki
belli başlı öğelerden biri olarak belirmektedir.
Son dönemde özel sektörün rekabetçi
yapısı ve kaydettiği ilerlemeler, sivil toplumun gelişimi ile eş
zamanlı olarak yükselişe geçmiş, devlet bu zemini düzenleme ve
kamu yararı doğrultusunda geliştirme gereği ile karşı karşıya
kalmıştır.
Devletimiz, sosyal yardımların
yoksullukla mücadeledeki rolünü öne çıkaran politikalar
geliştirmeyi ortaya koymuş, bu amacında kararlı adımlar atmak
üzere programında “gelir dağılımında adaletin sağlanması”
başlığı altında gerekli önlemlerin alınmasını öngörmüştür.
2003 yılında ekonomik büyüme %5’in
üzerine çıkmış ve ülkemiz Çin’den sonra dünyanın en hızlı
büyüyen ikinci ülkesi olmuştur. Bu dönemde kişi başına düşen
milli gelir 2.160 ABD Dolarından 3.000 ABD Dolarının üzerine
çıkmıştır.
Türk ekonomisi ilk defa eksi enflasyonla
tanışmıştır. Ocak 2004 sonu itibariyle enflasyon oranı 10.8 e
gerilemiş olup, son 31 yılın en düşük enflasyon oranı
yakalanmıştır. Ocak 2005 itibariyle ise ÜFE(TEFE) 10.70, TÜFE
9.23 olarak açıklanmış, istikrar kazanan ekonomi ile
uluslararası piyasalarda Türkiye’nin risk primi %8 iken
%2.5’lara kadar düşmüştür.
Makro politikalardaki başarılar, yoksul
kesimin hayat standartlarının iyileşmesi yönünde önemli katkılar
sağlamıştır. Bu kapsamda;
-
Enflasyondaki düşüşün yanı sıra, genel fiyatlar
düzeyinde yükselmelerin olmaması ve hatta enerji gibi
geniş kullanım alanı bulunan kalemlerdeki fiyat
düşüşleri ile yoksul kesim üzerindeki olumsuz etkiler
azaltılmıştır.
-
Enflasyondaki düşüş ve fiyat istikrarının sağlanması ile
sabit ve düşük gelirli kesimin toplam gelirden aldığı
pay artmıştır. Böylece, yoksulluk sınırı altında bulunan
nüfus oranı azalmıştır.
-
İç ve dış borçlanmadaki faiz oranlarında meydana gelen
düşüşler, yüksek faiz oranlarının gelir dağılımı
üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırmıştır.
-
Makro düzeydeki gelişmeler paralelinde verilen mikro
düzeydeki desteklerle toplumda güven duygusu artarak,
yoksul vatandaşlarımız geleceğe umutla bakmaya
başlamıştır.
-
Kişi başına düşen milli gelir artışı ve enflasyondaki
düşüş ile hane halkı gelirindeki reel artışlar,
toplumsal yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik etmiştir.
-
Gelir dağılımı ve yoksullukla mücadelede en etkili
araçlardan biri olan istihdamın artması için, emek-yoğun
sektörlerin gelişmesi amacıyla proje yardımlarına önem
verilmiştir.
-
5084 Sayılı Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile yani
istihdam edilen personelin ücretlerinden kesilen gelir
vergisi stopajının alınmaması, yeni istihdam edilen
personelin sigorta primi işveren paylarının hazine
tarafından ödenmesi, kapsama dahil illerde yapılacak
yatırımlara bedelsiz yatırım yeri tahsisi ve yine
kapsama dahil illerde istihdam yaratan işletmelere
enerji desteğinin sağlanması öngörülmüştür.
-
2003 yılında, çiftçilere tarımsal faaliyette kullanılan
mazot için, kullanılan mazot miktarının %34.7’si kadar
bir gelir desteği yapılmıştır. Yine 2003 yılı içerisinde
hayvancılığın desteklenmesi için yem bitkileri üretimini
arttırmak amacıyla çiftçilerin yatırım ve uygun görülen
işletme giderlerinin %35’i, doğrudan gelir desteğiyle
sübvanse edilmiştir. Ayrıca, tarımda etkili alanlar için
verilen doğrudan gelir desteği, 2003’te Tarım Ve Köy
İşleri Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı tarafından ortak
hazırlanan Tarımsal Üretimle İlişkili Olarak Doğrudan
Gelir Desteği Ödemesi yapılmasına ve bu amaçla Çiftçi
Kayıt Sistemi oluşturulmasına ilişkin Tebliğe istinaden
%18.5 arttırılarak dekar başına 16 Bin YTL ye
yükseltilmiştir. Ülke genelinde uygulama döneminde,
Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıt olmuş, tarımsal üretimde
bulunan çiftçilere ödemeler,Ziraat Bankası aracılığıyla
yapılacaktır.
Bu gelişmeler ışığında, ekonomik ve
sosyal yoksunluk içerisindeki vatandaşlarımız için acilen ve
etkin programlar yürürlüğe konmuştur. Yoksulluk ve işsizliğin
azaltılması birincil hedef olarak ele alınmış; kırsal ve kentsel
alanda istihdama yönelik kalkınma projeleri hazırlanarak
uygulamaya geçirilmiştir.
Yine bu kapsamda, mutlak yoksulluk
sınırının altındaki ailelerin belirlenmesi çalışmaları
başlatılmış ve bu ailelere etkin sosyal yardım programları
uygulanmıştır.
Yoksulluğun tespitinde objektif yöntemler
kullanılmaya başlanmış ve bu yöntemler kullanılarak belirlenen
yoksul aile çocukları için eğitim ve sağlık yardımı programları
hızlandırılmıştır. |